Umarız “Ödeme sözü verdikten sonra ödeme yapılmazsa ne olur” hakkındaki bu rehber işinize yaramıştır. Fule ailesiyle kalmaya devam edin!
Kayseri’nin Soğuk Akşamlarında Başlayan Bir Güven Hikâyesi
Kayseri’de kış erken iner. Sokak lambaları daha gün batmadan yanar, insanlar aceleyle evlerine çekilir. Ben ise 25 yaşında, küçük bir odada bilgisayar ekranına bakarken çoğu zaman zamanın geçtiğini fark etmem. Günlük tutarım. Her gün değil ama canım sıkıldığında, içim dolduğunda, bazen de sadece kimseye anlatamadıklarımı bir yere bırakmak istediğimde yazarım.
O gün de öyle bir gündü.
Telefonum titrediğinde yeni bir iş fırsatı sandım. İçimde kısa bir heyecan yükseldi. Freelance grafik tasarım yapıyordum ve son zamanlarda işler düzensizdi. Mesajı atan kişi kendini “Mert” diye tanıttı. Bir markası vardı, yeni açılmıştı. Logo, sosyal medya tasarımları ve küçük bir kurumsal kimlik çalışması istiyordu.
Fiyatı konuştuk. Fazla pazarlık yapmadı. Bu bile içimde garip bir güven hissi oluşturdu. “İş bitince aynı gün ödeme yapacağım” dedi. Bunu o kadar rahat söyledi ki, sorgulamak aklıma bile gelmedi. Zaten insan bazen duymak istediği şeye inanır.
O an içimde umut vardı. Belki de uzun zamandır ilk defa işlerim yoluna giriyordu.
İlk Teslim ve İçimdeki Sessiz Sevinç
Gecemi gündüzüme kattım. Tasarımlar üzerinde çalışırken Kayseri’nin o sert kış sessizliği odama doluyordu. Çayım hep soğuyordu, fark etmiyordum bile. Bir yandan müzik, bir yandan ekran, bir yandan kafamın içinde bitmeyen düşünceler.
İki gün sonra işleri teslim ettim.
“Mükemmel olmuş” dedi.
O kelime içimde küçük bir ışık yaktı. Hani insan bazen bir cümleyle bütün yorgunluğunu unutur ya, öyle oldum. Hatta o an günlük defterime şöyle yazdım:
“Bugün bir iş bitirdim. İlk kez bu kadar değerli hissettim. Belki de doğru yoldayım.”
Ama o yazının altına küçük bir tedirginlik eklemedim. Keşke ekleseydim.
Ödeme Sözü ve Başlayan Bekleyiş
“Ödemeyi yarın gönderiyorum.”
Bunu söylediğinde sesinde en ufak bir tereddüt yoktu. Ben de teşekkür ettim. Beklemeye başladım.
İlk gün geçer. İnsan normal karşılar. Sistemler, bankalar, yoğunluk… Bahane çoktur.
İkinci gün geçer. İçimde hafif bir sıkışma başlar ama hâlâ kötü düşünmem.
Üçüncü gün… artık telefona daha sık bakıyorum.
O gün günlüğüme şunu yazdım:
“Garip bir bekleyiş var içimde. Sanki bir şey eksik ama ne olduğunu bilmiyorum.”
Kayseri’nin soğuk akşamları daha ağır gelmeye başladı. Dışarı çıktığımda insanlar montlarına sarılmış yürüyordu. Ben ise içimdeki belirsizliğe sarılıyordum.
Mesajların Sessizleştiği An
Başta cevap veriyordu. “Bugün kesin”, “bankada yoğunluk var”, “birazdan hallediyorum”…
Sonra mesajlar gecikmeye başladı.
Bir süre sonra sadece görüldü kaldı.
O an insanın içinde bir şey kırılıyor ama ses çıkmıyor. En tehlikelisi de bu. Bağırmıyor, patlamıyor, sadece sessizce küçülüyorsun.
Bir akşam defterimi açtım ve uzun uzun yazdım:
“İnsanlar neden söz verir? Daha vermeden unutacaklarsa neden söylerler?”
O sorunun cevabı yoktu. Ama içimde büyüyen bir kırgınlık vardı.
Beklemek: Zamanın En Ağır Hali
Beklemek düşündüğümden daha ağır bir şeymiş.
Günler ilerledikçe sadece para değil, güven de bekliyorsun. Bir mesajın gelmesini, bir açıklamayı, küçük bir “kusura bakma”yı…
Ama hiçbir şey gelmiyor.
Telefon elimdeyken bildirim sesi duyduğumda kalbim hızlanıyordu. Sonra saçma bir reklam çıkıyordu ya da başka bir şey. Her defasında biraz daha içime kapanıyordum.
Kayseri’de akşamlar uzundur. Hele bir de içindeysen daha da uzar. Sokaktan gelen ayak sesleri bile insana düşünme fırsatı bırakır.
O günlerden birinde annem aradı. Sesimden bir şeyleri fark ettiğini hissettim ama sormadı. Sadece “iyi misin?” dedi.
“İyiyim” dedim.
Ama iyi değildim.
Yüzleşme Anı
Bir hafta geçti.
Dayanamadım.
“Ödeme ne zaman yapılacak?” diye yazdım.
Uzun süre cevap gelmedi.
Sonra tek bir cümle:
“Şu an durumlar biraz karışık, halledeceğim.”
O an içimde bir şey koptu.
Karışık olan neydi? Ben mi, verdiği söz mü, yoksa sadece sorumluluktan kaçmak mı?
Telefonu masaya bıraktım. Odaya sessizlik çöktü. Ama bu sessizlik huzur değildi. İçimi kemiren bir şeydi.
Defterime yazmadım o gece. Yazamadım.
Hayal Kırıklığının Sessiz Çöküşü
Hayal kırıklığı bağırarak gelmiyor. Yavaş yavaş geliyor. Önce umutlarını alıyor, sonra sabrını, sonra insanlara olan inancını.
Bir sabah uyandım ve şunu fark ettim: Artık mesaj beklemiyordum. Sadece alışmıştım.
Bu daha kötüydü.
Çünkü alışmak, kabullenmenin en sessiz haliydi.
Kayseri’nin soğuk sabahında dışarı çıktım. Nefesim buhar oldu. İnsanların yüzüne baktım. Herkes bir yerlere yetişiyordu. Kimse kimseye söz vermiyor gibiydi. Belki de en doğrusu buydu.
Paranın Değil, Güvenin Eksilmesi
Bir süre sonra mesele para olmaktan çıktı.
Asıl mesele verilen sözün tutulmamasıydı.
O para gelmediğinde sadece cebim boşalmadı. İçimde bir şey de boşaldı. İnsanlara bakışım değişti. Her söze aynı sıcaklıkla yaklaşamaz oldum.
Bir arkadaşım “çok büyütüyorsun” dediğinde içim acıdı. Çünkü büyütmek değildi bu. Küçük görünen bir şeyin içeride nasıl büyüdüğünü kimse görmüyordu.
Defterime şunu yazdım:
“Bazı insanlar para vermez, ama senden çok daha fazlasını alır: güvenini.”
Kayseri’de Bir Gece ve Son Düşünce
Sitemizden Önerilen: Kambersiz düğün olur mu ?
Gece geç saatlerde pencereyi açtım. Soğuk yüzüme vurdu. Şehir sessizdi.
O an düşündüm.
Belki de insanlar söz verirken gerçekten inanıyor. Belki o an doğru söylüyorlar. Ama hayatın içinde sıkışınca, o sözler ilk terk edilen şey oluyor.
Benim için geriye sadece bir deneyim kalmıştı. Acı bir tecrübe.
Ama aynı zamanda bir farkındalık.
Artık insanlara daha temkinli bakıyorum. Daha az güvenmiyorum belki ama daha dikkatli güveniyorum. Bu ince çizgiyi Kayseri’nin soğuk geceleri öğretti bana.
Defterimi kapatırken son bir cümle yazdım:
“Bazı sözler tutulmadığında sadece bir iş bozulmaz, insanın içindeki inanç da kırılır.”