Merhaba! Fule sayfasına hoş geldiniz. Bugün gündemimizde “Nasıl aktar olunur” var.
Nasıl Aktar Olunur?
Bazen bir toplantıda ya da akşam yemeğinde, bir arkadaşımızın çok ilginç bir şey söylediğini duyarsınız. “Vay, nasıl aktar olunur?” diye iç geçirdiğiniz anlar olur, değil mi? Yani, bu kadar rahat bir şekilde, söylediklerini ne kadar güzel anlatan insan nasıl olur? Gerçekten, nasıl aktar olunur? Aktar olabilmenin sırlarını çözmek, içimdeki mizahi düşünürün en çok eğlendiği alanlardan biri. Kendi deneyimlerimle, bu yazıda aktar olmanın yol haritasını mizahi bir şekilde keşfedeceğiz.
Aktar Olmak: Bir Durum, Bir Uygulama
Bir aktarı anlatırken, “hayatın şifresi gibi bir şeydir” demek yanlış olmaz. Çünkü, aktar olmak demek, kelimeleri ustaca kullanmak, bir olayı anlatırken bile şehvetli bir edayla karşısındakini etkilemek demektir. Zaten hepimizin hayatında bir aktar vardır. Ya da en azından aktara dönüşmeye çalışan biri… O kişi, kafeyi terk ettiğinde herkesin aklında kalır. Onun o cümlesindeki içsel anlam ve rahat tavır uzun süre hatırlanır. Ama gerçek aktar, zaten bu yazıyı okumadan önce kim olduğunu bilendir. Evet, bu yazı tam da senin için!
1. Anlatırken Çeşitli Tonlar Kullanın
Aktar olmak demek, anlatırken sesinle bütün ortamı etkilemek demektir. İzmir’de bir kafede oturuyoruz, bir arkadaşım ortalığı yıkacak bir hikaye anlatacak, ama nasıl anlatacak? Önce sesini biraz yükseltecek, sonra alçaltacak. Yani anlatacağı olay ne kadar sıradan olsa da, biraz dramatize etmek şart. Mesela, geçenlerde bir arkadaşım, “Ay geçen gün bakkaldan çikolata alırken, kasa ödeme yapamadım” diye başladı ama devamını duymadık bile! Çünkü biz zaten sesin ve yüzündeki dramadan etkilenmiştik. “Bunu nasıl anlatacağını” tahmin edebildik. Çünkü, ses tonunun her yansıması aktarlık içindi.
Bir aktarı, asla düz bir tonda konuşmaz. Hayır, o sesin içinde bir tını, bir melodik akış vardır. İçinden bir tür film müziği geçiyordur. Anlatırken, sanki seni 1000 kişi izliyormuş gibi sesini ayarlayarak kendini parlatırsın.
2. Vücut Dili, Yani ‘Anlatırken’ Durumlar
“Vücut dili” dediğimiz şey aslında her şeyin anahtarıdır. Düşünsenize, “İnanılmaz güzel bir kahve içtim bugün!” dediğinizde, yüzünüzdeki ifadeler, kollarınızdaki gerilim bile söylediklerinizle çelişebilir. Ama aktarı anlık pozisyonlarını müthiş kullanır. Durduğu yerde bir omuzunun hafif eğilmesi, anlatacağı olayın heyecanına girmesi, izleyiciyi daha çok etkiler.
Şöyle düşünün, bir arkadaşım bir konuyu anlatırken, anlatırken vücut diliyle 4-5 kere yere paralel pozisyonda ellerini aşağıya indiriyor. Gerçekten de orada konuşmasından çok, “bunu anlatırken kendisini kaybettiğini” gözlerinizle izlersiniz. Şu an anlatmamıza gerek yok, değil mi? Bir aktarı olmanın birinci kuralı şudur: Anlatacağınız şeyin kendisi değil, onu nasıl söylediğiniz çok daha önemlidir.
3. Gereksiz Ayrıntılara Takılmayın, Ama Geriye Dönüp Bir Daha Konuşturun
Aktar olmanın en güzel yanlarından biri, herkesin önemsiz gördüğü bir ayrıntıyı, o kadar önemseyip anlatmak ki, bir süre sonra “ama bu gerçekten önemli bir detay mı?” sorusunu sormaya başlarsınız.
Mesela geçenlerde bir arkadaşım bir pizza kutusunun açılma şekliyle ilgili bir hikaye anlattı. Bu kadar ufak bir konu, fakat anlatırken sanki bu pizza kutusunun tarihi geçmişine dair bir roman yazılıyormuş gibi, her detay üzerinde durdu. “Kutuyu açarken sağdaki köşeden bir yırtılma oldu, bu beni çok rahatsız etti,” dedi. Ama tabii, ortamın nasıl gerginleştiğini fark ettiğinde, sözü hemen çevirip gülümsedi ve diyaloğu hızla geri aldı: “Neyse, sonra pizzayı yemeyi başardım.” Böylece “gereksiz ayrıntıları” o kadar iyi kullanarak aktarlık ruhunu somutlaştırmış oldu.
4. Hikayenin Sonunda Ne Olacağına Hiçbir Zaman Karar Vermeyin
Bir aktarı olmak demek, bazen duraksamak ve bir kelimeyle anlatmak demektir. O an bir hikayenin sonunda, kimseyi ne bekleyeceğini kestiremez. Kimi zaman saçma bir yerden dönersiniz, kimse anlamaz. Ama işte bu, aktarlığın özüdür. O an her şeyin öncesini bildiğiniz kadar, sonrasını da tahmin edemezsiniz.
Geçenlerde bir arkadaşım “Bir sabah saat 7:15’te uyandım” diye bir hikaye anlatmaya başladı. Herkesin gözleri kocaman, “Hadi ya, sonra ne oldu?” diye beklerken, sadece şunu söyledi: “Sonra kalkıp kahvaltı yaptım.” Şaka gibi, değil mi? Ama işte bu kadar basit bir hikaye, aktarlıkla o kadar etkileyici oldu ki, kahvaltıya gittiğimizde hepimiz o kahvaltının hayatımızın en heyecanlı anı olduğuna inandık.
5. Herkesin Bunu Yaşadığını Unutmayın, Ama Hiç Kimse Sizin Gibi Anlatamaz
Aktar olmanın en güzel tarafı, herkesin yaşadığı bir durumu anlatırken “İşte tam burada herkesin düşündüğünden daha farklı bir şeyler olacak,” diyebilmek. Hani bazen, arkadaşınız o kadar içten bir şekilde anlatır ki, ağlamamak için kendini zor tutarsınız. Çünkü o sırada hayatındaki en büyük dramı, çok büyük bir kahramanlıkla anlatıyordur. Tabii, bu esnada siz hala o cümlenin “sonrası ne olur?” diye düşünürken, iç sesinizle bir konuşma yapabilirsiniz:
İç sesim: “Evet, şimdi şunu diyecek. Sonra herkes şaşıracak, çünkü tam o anda hikayeyi bitirecek!”
Ben: “Hayır ya, gerçekten nasıl böyle söylüyor? Bunu herkes yapmaz ki.”
İşte tam bu an, aktarlığın zirveye çıktığı andır. Hayatın basit olaylarına öyle bir renk katar ki, o olayı en sıradan insan bile daha heyecanlı bir şekilde hatırlayacaktır.
Sonuç: Aktar Olun, Ama Kendi Gibi Olun
Aktar olmak, aslında bir tür eğlenceli bir özgeçmişin parçasıdır. Kendini anlatırken hiç kimseye takılma, sıkıcı olma, ya da “şu an hangi konuda espri yapıyorum?” diye düşünme. Sen, senin gibi ol ve anlatırken yaşadığın her anı, neşeyle, kendine has bir şekilde paylaştır.
Unutma: Nasıl aktar olunur? Bu, kendini her durumda rahatça ifade edebilmekten, bir anı anlatırken onu yeniden “canlı tutabilmekten” geçiyor. Ne kadar doğal ve özgünsen, anlattıkça insanlar seni daha çok hatırlayacak.
Fule sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler. “Nasıl aktar olunur” hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın!
Şunları da İnceleyin: Nafiz Kerim Kotan kimdir ?