İstanbul’da Bir Gün ve “Muhallefat” Kavramının Gölgesinde Kalan Hayatlar
İstanbul’da sabahlar her zaman aynı başlamıyor. Bazen vapurdan yükselen martı sesleriyle, bazen metroda sıkışmış insanların sessiz bakışlarıyla, bazen de iş yerinde açılan bir dosyanın içinden çıkan ağır hikâyelerle güne giriyorum. 29 yaşındayım ve bir sivil toplum kuruluşunda çalışıyorum. Günüm çoğu zaman insanların görünmeyen yüklerini anlamaya çalışmakla geçiyor.
Son zamanlarda sık sık karşıma çıkan bir kelime var: Muhallefat ne anlama gelir?
İlk duyduğumda sadece eski bir hukuk terimi gibi gelmişti. Ama zamanla fark ettim ki, bu kelime sadece bir tanım değil; ardında aileler, adalet arayışları, kadınların sessiz mücadeleleri ve toplumsal eşitsizlikler var.
Muhallefat ne anlama gelir? Hukuki bir tanımın ötesi
En temel anlamıyla muhallefat, bir kişinin vefatından sonra geride bıraktığı mal varlığını, eşyalarını, borçlarını ve tüm maddi mirasını ifade eder. Osmanlı döneminde “muhallefat defterleri” tutulur, geride kalan tüm varlıklar kayıt altına alınırdı.
Ama bu tanım, sokakta gördüğüm hayatları açıklamaya yetmiyor.
Çünkü muhallefat dediğimiz şey sadece masa, ev, para ya da arsa değildir. Aynı zamanda bir hayatın bölünmesi, bir ailenin yeniden şekillenmesi ve çoğu zaman da adaletin kimlere nasıl dağıtıldığının hikâyesidir.
Toplu Taşımada Düşündüğüm Mesele: Kimin Mirası, Kimin Sessizliği?
Geçen hafta metrobüste giderken yanımda iki kadın konuşuyordu. Biri annesinden kalan ev yüzünden kardeşleriyle yaşadığı anlaşmazlığı anlatıyordu. Diğeri sessizce dinliyordu ama yüzünde tanıdık bir ifade vardı: yorgunluk ve kabullenme arasında bir yerde.
Kadın şöyle dedi:
“Bize bir şey kalmadı demiyorum, ama kalan şey adil bölünmedi.”
O an aklımdan şunlar geçti: Muhallefat ne anlama gelir? Sadece bir miras listesi mi, yoksa adaletin sınandığı bir alan mı?
Türkiye’de miras paylaşımı, özellikle kadınlar açısından hâlâ eşitlik tartışmalarının merkezinde yer alıyor. Yasal olarak haklar olsa bile, toplumsal baskılar, aile içi güç dengeleri ve “ayıp olur” kültürü birçok kadının hakkından vazgeçmesine neden olabiliyor.
İş Yerinde Dosyaların İçinden Çıkan Gerçekler
Çalıştığım kurumda zaman zaman miras ve mülkiyetle ilgili toplumsal adalet dosyalarına bakıyoruz. Bir gün önüme gelen bir vaka hâlâ aklımda.
Doğuda küçük bir ilçeden gelen bir başvuruydu. Baba vefat etmiş, geriye tarla ve ev kalmıştı. Erkek kardeşler tüm malı kendi aralarında paylaşmış, kız kardeşlere ise “zaten evlenince başkasının evine gittiniz” denmişti.
Resmi belgeler vardı, ama sosyal gerçeklik çok daha ağırdı.
Dosyayı incelerken kendi kendime tekrar sordum: Muhallefat ne anlama gelir? Eğer geride kalan mal varlığı adaletle paylaşılmıyorsa, bu sadece bir “miras” olabilir mi?
Görünmeyen Eşitsizlik: Kadınlar ve Miras Hakkı
Toplumsal cinsiyet perspektifinden baktığımızda muhallefat meselesi, en çok kadınların hayatında belirginleşiyor. Çünkü miras paylaşımı çoğu zaman sadece hukukla değil, aile içi güç ilişkileriyle de şekilleniyor.
Birçok kadın, “baba evini bölmeyelim”, “kardeşlerimizle kötü olmayalım” ya da “zaten evlenince gidecektik” gibi cümlelerle kendi hakkından feragat ediyor.
Bu cümleler dışarıdan bakıldığında küçük görünebilir. Ama aslında derin bir toplumsal kodu taşıyor: Kadının mülkiyet hakkı, çoğu zaman ikinci plana atılıyor.
İstanbul Sokaklarında Muhallefatın İzleri
Kadıköy’de bir kafede otururken yan masada iki genç konuşuyordu. Biri hukuk fakültesi öğrencisiydi. “Tereke davaları çok yoğun” diyordu. Diğeri ise sosyoloji öğrencisiydi ve şunu söyledi:
“Bu sadece hukuk değil, aynı zamanda sınıf meselesi.”
O an kafamda bir şey daha netleşti. Muhallefat ne anlama gelir? sorusu, sadece bireysel aile hikâyelerini değil, aynı zamanda toplumsal eşitsizlikleri de açığa çıkarıyordu.
Çünkü mülk sahibi olmak, onu devredebilmek ya da adil şekilde paylaşabilmek, toplumdaki güç ilişkileriyle doğrudan bağlantılıydı.
Göç, Kimlik ve Muhallefatın Değişen Anlamı
İstanbul’da çalışan biri olarak en çok karşılaştığım hikâyelerden biri de göçmen ailelere ait olanlar. Savaş ya da ekonomik nedenlerle buraya gelmiş ailelerin, geride bıraktıkları ülkelerde kalan mülkleri çoğu zaman “ulaşılamaz muhallefat” haline geliyor.
Bir kadın başvuru sahibini hatırlıyorum. Suriye’de kalan evinden bahsederken sesi titriyordu:
“Orada bir hayatımız vardı ama artık kâğıt üzerinde bile yok.”
O an muhallefat kelimesi benim için sadece geçmişte kalan bir mirası değil, kaybedilmiş bir geleceği de ifade etmeye başladı.
Erkeklik, Aile ve Miras Üzerindeki Baskı
Toplumsal cinsiyet açısından mesele sadece kadınlarla sınırlı değil. Erkekler de çoğu zaman “aileyi koruma”, “malı bölmeme” ya da “soyadı devam ettirme” baskısı altında kalıyor.
Bir görüşmede bir erkek şöyle demişti:
“Babamın bıraktığını paylaşmak sanki onu eksiltmek gibi geliyor.”
Bu cümle, muhallefatın sadece maddi bir mesele olmadığını; duygusal, kültürel ve psikolojik bir yük taşıdığını gösteriyor.
Muhallefat ne anlama gelir? Sosyal adalet perspektifinden
Sosyal adalet açısından bakıldığında muhallefat, kaynakların nasıl dağıtıldığını ve bu dağıtımın kimleri dışarıda bıraktığını gösteren güçlü bir göstergedir.
Eğer bir toplumda miras eşit değilse, fırsatlar da eşit değildir.
Kadınların mülk sahibi olamadığı, gençlerin ekonomik bağımsızlık kuramadığı, göçmenlerin haklarını savunamadığı bir yerde muhallefat sadece geçmişe ait bir kavram olmaktan çıkar; bugünün adaletsizliklerini görünür hale getirir.
Bir Dernek Ofisinde Sessiz Gerçekler
Ofiste bazen akşam saatlerinde tek başıma kalıyorum. Dosyaları kapatırken camdan İstanbul’a bakıyorum. Şehir ışıkları yanarken, her ışığın arkasında başka bir hikâye olduğunu düşünüyorum.
Muhallefat dosyaları arasında dolaşırken şunu fark ediyorum: Her miras, aslında bir hikâyenin devamı değil; bazen yarım kalmış bir hesaplaşma.
Bir kadın hakkını alamamışsa, bu sadece bireysel bir kayıp değil. Toplumsal bir eşitsizliktir.
Umarız “Muhallefat ne anlama gelir” hakkındaki bu rehber işinize yaramıştır. Fule ailesiyle kalmaya devam edin!
Sonuç Yerine Değil, Süren Bir Soru
Sitemizden Önerilen: Kanın asitli olması ne anlama gelir ?
Muhallefat ne anlama gelir? sorusu, artık benim için sadece bir tanım sorusu değil.
Bu kelime, İstanbul’da bir otobüste duyduğum cümlede, bir ofis dosyasının kenar notlarında, bir kadının sessizliğinde ve bir erkeğin iç çekişinde yeniden yeniden karşımıza çıkıyor.
Bazen adaletin kâğıt üzerinde var olup hayatta eksik kaldığını gösteriyor. Bazen de geçmişle bugün arasında kurulamayan köprüleri anlatıyor.
Ve her defasında aynı şeyi düşündürüyor: Geride kalan şey sadece mal değil; insan ilişkileri, kırgınlıklar ve eşitsizlikler de muhallefatın bir parçası.