İçeriğe geç

Çok okuyan çok bilir ne demek ?

Çok okuyan çok bilir ne demek?

İlgili Yazımız: Kalbim saf ne demek ?

Değerli Fule takipçileri, bu yazımızda “Çok okuyan çok bilir ne demek” ile ilgili sık sorulan soruları yanıtlıyoruz.

Kayseri’nin soğuk sabahlarında başlayan bir alışkanlık

Kayseri’de sabahlar hep serttir. Hava keskin, sokaklar sessiz, insanların yüzleri yarı uykulu olur. Ben 25 yaşındayım ve yıllardır aynı apartmanın üçüncü katında uyanıyorum. Pencereyi açtığımda Erciyes’in zirvesi çoğu zaman sisin arkasında saklanır. İçimde de bazen aynı sis olur; ne yapacağımı bilmediğim, geleceğin flu göründüğü o günler…

Günlük tutmaya lise zamanlarında başlamıştım. O zamanlar sadece içimi dökmek istiyordum. Ama zamanla fark ettim ki yazdıklarım sadece duygularımı değil, dünyayı nasıl gördüğümü de değiştiriyor. Kitaplarla aram da o yıllarda başladı. Önce zorla okuduğum romanlar, sonra geceleri elimden düşmeyen hikâyeler…

Babam hep aynı cümleyi söylerdi: “Çok okuyan çok bilir.” O zamanlar bu cümle bana sadece bir öğüt gibi gelirdi. Hatta biraz klişe… Ama hayat, bazı cümleleri anlamak için büyümeyi bekletiyor insanı.

Bir kitabın içinde kaybolduğum ilk gün

Lise ikinci sınıftaydım. O gün okuldan sonra eve gitmek yerine kütüphaneye sığınmıştım. Dışarıda kar yağıyordu. Ellerim cebimde, montumun içine iyice gömülmüş haldeydim. İçeri girdiğimde o sıcaklık yüzüme vurdu; sadece ısı değil, sessizlik de vardı. O sessizlikte ilk kez huzur hissetmiştim.

Rafların arasında dolaşırken rastgele bir kitap çektim. Konusu bile umurumda değildi. Sadece kaçmak istiyordum. Okudukça zamanın geçtiğini unuttum. İnsanların neden kitap okuduğunu o gün anladım: Gerçeklik bazen fazla ağır oluyordu ve kitaplar bunu hafifletiyordu.

O an içimden bir şey geçti: “Belki de çok okuyan gerçekten çok biliyordur.” Ama o bilgi sadece ders ya da sınav bilgisi değildi. İnsanları, hayatı, acıyı, sevgiyi bilmekti.

Babamın suskunluğu ve kitapların sesi

Babam fazla konuşmazdı. Evde onun sesi genelde televizyon haberleriyle karışırdı. Ama bazı akşamlar sofrada birden durur ve “Okumak iyidir” derdi. Sonra yine susardı.

Ben büyüdükçe onun suskunluğunu daha iyi anlamaya başladım. O konuşmadıkça ben kitaplara daha çok sarıldım. Çünkü kitaplar susmazdı. İçinde ne varsa söylerdi.

Bir gece günlük defterime şunu yazmışım:

“Bazen insanlar konuşmadığında, kitaplar onların yerine konuşur.”

O günlerde farkında değildim ama içimde bir şey şekilleniyordu: Dünyayı anlamanın yolu sadece yaşamak değil, başkalarının yaşadıklarını da okumaktı.

Bir arkadaşın cümlesiyle değişen bakış açım

Üniversiteye başladığımda her şey biraz daha karmaşık hale geldi. Yeni insanlar, yeni yüzler, yeni hayal kırıklıkları…

Bir gün kantinde bir arkadaşım bana “Sen hep kitap okuyorsun ama hayatı bilmiyorsun” dedi. Gülerek söylemişti ama içimde bir yere oturdu o cümle. O gece defterimi açtım ve uzun uzun yazdım.

“Hayatı bilmek ne demek? Sadece yaşamak mı? Yoksa başkalarının hayatını okuyarak kendi hayatını genişletmek mi?”

O gün içimdeki bir şey kırıldı ama aynı zamanda büyüdü de. Çünkü artık şunu daha net hissediyordum: Okumak sadece bilgi biriktirmek değil, insanın içini genişletmekti.

Ve belki de babamın dediği şey tam olarak buydu: Çok okuyan çok bilir… ama bildiği şeyler sadece sınav soruları değildi.

Kütüphanede tanıştığım sessiz kadın

Üniversite yıllarımda neredeyse her gün gittiğim bir kütüphane vardı. Orada çalışan orta yaşlı bir kadın vardı. Çok konuşmazdı ama gözleri hep dikkatliydi. Kitapları yerine koyarken bile sanki onları dinliyormuş gibi davranırdı.

Bir gün bana “Hep aynı tür kitapları okuyorsun” dedi. Şaşırmıştım. Ben hiçbir şey söylememiştim.

“İnsan kitap seçiminden bile kendini ele verir,” diye ekledi.

O gün uzun süre düşündüm. Gerçekten de hep benzer kitaplara gidiyordum. Kayıplar, yalnızlık, iç hesaplaşmalar…

Belki de kendimi tekrar ediyordum.

O kadının tek bir cümlesi bana şunu fark ettirdi: Okumak sadece bilgi almak değil, kendini görmekti. Ve o zaman “çok okuyan çok bilir” cümlesi benim için yeniden anlam kazandı. İnsan en çok kendini bilirdi.

Hayal kırıklığıyla gelen fark ediş

Bir dönem hayatımda her şey üst üste gelmişti. Notlarım düşmüştü, arkadaşlıklarım dağılmıştı, içimde sürekli bir yorgunluk vardı. O günlerde kitaplar bile ağır geliyordu.

Bir akşam sahilde yürürken defterimi açtım. Yazacak hiçbir şey bulamadım. O an içimde garip bir boşluk vardı. Sanki bildiğim her şey anlamsızlaşmıştı.

Ama sonra bir kitap cümlesi geldi aklıma:

“Okudukların, yaşadıklarınla birleşmediği sürece eksik kalır.”

O an anladım ki sadece okumak yetmiyordu. Yaşamak da gerekiyordu. Ama yaşarken anlamak için yine okumaya dönmek gerekiyordu. İkisi birbirini tamamlıyordu.

İçimdeki hayal kırıklığı yavaş yavaş başka bir şeye dönüştü: kabul etmeye.

“Çok okuyan çok bilir” cümlesinin gerçek anlamı

Yıllar geçtikçe bu cümle benim için değişti. Artık onu sadece babamın söylediği bir söz olarak görmüyordum. Daha derin bir anlamı vardı.

Çok okuyan insan sadece bilgiyle dolmazdı. Başkalarının acılarını, sevinçlerini, hatalarını da taşırdı. Bu yüzden daha dikkatli bakardı hayata. Daha az yargılardı.

Bir gün defterime şunu yazmışım:

“Belki de çok okuyan çok bilir demek; çok insan tanımak, çok hayat yaşamak ve hiç yaşamadığın duyguları bile tanıyabilmek demek.”

O cümleyi yazarken içimde tuhaf bir huzur vardı. Sanki yıllardır aradığım cevap oradaydı.

Gece sessizliğinde gelen umut

Şimdi geceleri Kayseri’nin sessizliğinde oturup dışarıya baktığımda artık farklı düşünüyorum. Erciyes hâlâ orada, sokaklar hâlâ sessiz. Ama ben aynı değilim.

Kitaplar artık sadece kaçış değil. Bir tür dönüş yolu. Kendime geri dönüş…

Bazen bir sayfada durup uzun uzun düşünüyorum. Okuduğum bir cümle beni yıllar öncesine götürebiliyor. Bir kelime, bir insanı hatırlatıyor. Bir hikâye, kendi hikâyeme karışıyor.

Ve fark ediyorum ki gerçekten okudukça büyümüşüm. Sadece bilgi olarak değil, duygu olarak da.

İçimde artık daha fazla anlayış var. Daha fazla sabır. Ve en önemlisi, daha fazla umut.

Son sayfa değil, devam eden bir hikâye

Defterlerim doluyor ama hikâyem bitmiyor. Her yeni gün yeni bir sayfa açılıyor. Ve her sayfada biraz daha anlıyorum:

Okumak, sadece öğrenmek değil. Yaşamakla birleşince insanı dönüştüren bir şey.

Babamın yıllar önce söylediği cümle hâlâ kulaklarımda ama artık başka bir anlamla:

Çok okuyan çok bilir… çünkü çok hisseder.

Bu yazımızda “Çok okuyan çok bilir ne demek” konusunu tüm detaylarıyla ele aldık. Fule sayfamızı takip etmeye devam edin!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://www.mati.com.tr https://eradoor.com.tr https://nevamuzik.com.tr Sitemap
vdcasino güncel giriş