“Emekliler ÖTV’siz araç alabilir mi” hakkındaki meraklarınızı giderebildiysek ne mutlu bize. Fule ailesi olarak her zaman yanınızdayız!
Kayseri’nin Soğuk Sabahında Başlayan Hikâye
Kayseri’de kış sabahları insanın içini biraz daha ağırlaştırır. Sokağa çıktığımda nefesimin buharı havada asılı kalıyor, sanki düşüncelerim bile görünür hale geliyor. O sabah elimde kahve, cebimde yarım kalmış bir gün, zihnimde ise günlerdir kaçtığım bir soru vardı.
“Engelli araçlar motorlu taşıtlar vergisinden muaf mı?”
Bunu ilk kez bu kadar ciddi düşünmem, hayatımın bir başka kırılma noktasına denk geldi. Çünkü bu soru sadece bir vergi meselesi değildi benim için. Evimizin içinde sessizce büyüyen bir gerçeğin, yıllardır konuşulmayan bir yükün tam ortasına düşmüştü.
Evde Sessizliği Büyüten Şey
Bizim evde bazı konular yüksek sesle konuşulmazdı. Özellikle de babamla ilgili olanlar.
Babam, yıllar önce geçirdiği bir iş kazasından sonra tekerlekli sandalyeye mahkûm kaldığında, evin havası değişmişti. Ama kimse bunu dile getirmemişti. Annem daha çok çalışmış, ben daha erken büyümüş, babam ise daha çok susmuştu.
Onun arabası vardı. Özel donanımlı, küçük ama hayatımızı taşıyan bir araç. O araba sadece bir ulaşım aracı değildi; hastaneye, kontrole, bazen de sadece biraz nefes almaya götüren bir köprüydü.
Ben o arabaya her baktığımda hem gurur hem de garip bir kırgınlık hissederdim. Çünkü bir yandan “iyi ki var” derdim, bir yandan da “keşke buna hiç ihtiyaç olmasaydı” diye içimden geçirirdim.
İşte o gün, mutfakta çayımı içerken annemle konuşurken o soru ortaya çıktı.
“Engelli araçlar motorlu taşıtlar vergisinden muaf mı?”
Annem önce sustu. Çayı karıştırmayı bıraktı. Sonra gözlerini kaçırdı.
“Olması lazım… ama biz hiç emin olamadık,” dedi.
O an içimde garip bir sıkışma hissettim. Hayal kırıklığı gibi değil, daha çok gecikmiş bir umut gibi.
Defterimin Kenarına Yazılan İlk Cümle
Günlük tutmayı severim. Kelimelerle aram iyi değil ama hislerimle hep konuşurum. O gün defterimi açtım ve şunu yazdım:
“Bazen insan en temel hakkını bile geç öğreniyor.”
Yazarken içimde bir şeylerin yer değiştirdiğini hissettim. Sanki yıllardır taşınan bir yük, yanlış omuzda duruyormuş gibi.
Babamın arabasına baktım pencereden. Bahçede sessizce duruyordu. O araba bana hep iki şeyi hatırlatırdı: zorunluluk ve dayanıklılık.
Ama o gün ilk kez başka bir şey daha hissettim: merak.
Gerçeği Öğrenmeye Giden Yol
Ertesi gün kendimi internetin içinde kaybolmuş buldum. Saatlerce okudum, yazdım, tekrar okudum.
Ve gerçek yavaş yavaş netleşti.
Engelli araçlar motorlu taşıtlar vergisinden muaf olabiliyordu. Ama bunun bazı şartları vardı. Aracın engelli birey adına kayıtlı olması, belirli oranlarda engellilik durumu ve resmi belgeler…
Her cümle bir kapı açıyor ama aynı zamanda yeni bir soru bırakıyordu.
Ben okudukça içimde iki duygu büyüyordu. Biri umut, diğeri pişmanlık.
Umut çünkü böyle bir hak vardı. Pişmanlık çünkü bu hak bizim evde yıllardır tam olarak bilinmiyordu.
O an kendime kızdım. “Nasıl bu kadar geç öğreniriz?” diye düşündüm. Ama hemen ardından başka bir şey geldi: belki de yalnız değildik.
Vergi Dairesine Giden Yol ve İçimdeki Heyecan
Bir sabah babamla birlikte vergi dairesine gitmeye karar verdik. Ona direkt “kontrol edelim” demedim. Sadece “işimiz var” dedim. O da çok soru sormadı, zaten alışmıştı fazla konuşmamaya.
Arabaya binmeden önce babamın yüzüne baktım. O an içimde garip bir heyecan vardı. Sanki küçük bir ihtimal, büyük bir değişime dönüşebilirdi.
Yolda sessizlik vardı. Ama bu sessizlik ağır değildi. Bu kez içinde umut taşıyan bir sessizlikti.
Vergi dairesinin kapısından içeri girdiğimizde kalbim hızlı atıyordu. Sıra numarası aldık, beklemeye başladık. İnsanların yüzlerini izledim. Herkes kendi derdinin içinde kaybolmuş gibiydi.
Ama ben o an sadece bir şeyi düşünüyordum:
“Ya gerçekten muafsa?”
Gerçeğin Masaya Bırakıldığı An
Sıramız geldiğinde memur evraklara baktı. Babamın aracının bilgilerini sisteme girdi. Birkaç dakika sessizlik oldu.
O birkaç dakika bana saat gibi geldi.
Sonra ekranı çevirdi.
“Evet,” dedi. “Engelli aracı olarak muafiyet uygulanabilir durumda.”
O an içimde bir şey kırıldı. Ama bu kez kırılan şey kötü bir şey değildi. Aksine yıllardır içimde taş gibi duran bir belirsizlik parçalanmıştı.
Babam hiçbir şey söylemedi. Sadece başını eğdi. Ama o an gözlerinde gördüğüm şey, yıllardır görmediğim bir hafiflikti.
Ben ise içimde patlayan duyguyu bastıramadım.
Heyecan… inanılmaz bir heyecan.
Ve onun hemen yanında yükselen bir pişmanlık.
“Bunu neden daha önce yapmadık?” diye düşündüm.
Bir Hak, Bir Geç Kalmışlık
O gün eve dönerken arabada uzun süre sessiz kaldık. Ama bu sessizlik artık eski sessizlik değildi.
Daha önce sessizlik evde bir yük gibiydi. Şimdi ise bir rahatlama.
Babam camdan dışarı bakıyordu. Ben ise direksiyona değil, zihnimin içine bakıyordum.
İnsan bazen en basit bilgiyi bile öğrenmediği için yıllarca gereksiz yük taşır mı?
Biz taşımıştık.
Ve bu farkındalık içimde hem bir hafiflik hem de tuhaf bir kırgınlık yaratıyordu.
Kayseri Akşamında Değişen Bir Şey
O akşam Kayseri yine soğuktu. Ama ben ilk kez üşümüyordum. Evde herkes daha sakindi. Annem çayı bu kez daha yavaş karıştırıyordu.
Babam koltuğunda otururken daha dik duruyordu sanki. Küçük bir değişim bile evin havasını değiştirmişti.
Ben odama çekilip defterimi açtım.
Şunu yazdım:
“Bazen bir hak, sadece para değildir. Bazen bir insanın kendini yeniden değerli hissetmesidir.”
Yazarken gözlerim doldu. Bunu saklamadım. Çünkü o an saklanacak bir şey yoktu.
Geç Öğrenilen Bir Gerçeğin Ağırlığı
Sonraki günlerde bu konu zihnimden hiç çıkmadı. Engelli araçlar motorlu taşıtlar vergisinden muaf mı sorusu artık sadece bir arama cümlesi değildi benim için. Bir hayatın içindeki boşluğu temsil ediyordu.
Çevremde benzer durumda olan insanlar olduğunu düşündüm. Belki de bilmedikleri için gereksiz yük taşıyanlar…
İçimde bir şey oluştu: anlatma isteği.
Ama bu bir öğretme isteği değildi. Daha çok paylaşma isteğiydi. Çünkü bazı şeyleri öğrenmek insanı sadece bilgilendirmez, aynı zamanda sarsar.
Umutla Gelen Sessiz Değişim
Babamın arabası artık bana farklı geliyordu. Aynı araçtı ama anlamı değişmişti.
Eskiden bir zorunluluk gibi görünürdü. Şimdi ise bir hakkın, geç de olsa fark edilmesinin sembolüydü.
Ve ben o gün şunu öğrendim:
Hayat bazen büyük değişimleri büyük olaylarla değil, küçük bir bilgiyle başlatır.
O küçük bilgi, bizim evde yıllardır taşınan bir yükü hafifletmişti.
Ve ben ilk kez gerçekten şunu hissettim: umut, bazen sadece doğru zamanda öğrenilen bir gerçektir.
İlgili Makale: Ekran kilidi ne işe yarar ?
Tavsiye Ettiğimiz İçerik: Emekliler araba vergisi ödüyor mu ?